Ana sayfa Gündem Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Asıl 80 milyon seni doyuruyor, yüzüne gözüne dursun

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Asıl 80 milyon seni doyuruyor, yüzüne gözüne dursun

Erdoğan'a sert tepki gösteren Kemal Kılıçdaroğlu, "Kimin parasıyla doyuruyorsun sen? Asıl o 80 milyon seni doyuruyor, sen bunun farkında mısın? Yüzüne gözüne dursun!" dedi.

PAYLAŞ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kulislere yansıyan, “Herkesin midesini doyurduk, ama neticede durum böyle. Karnını doyuruyorsunuz, her türlü ihtiyacını karşılıyorsunuz yine de oy vermiyor” sözlerine tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Kimin parasıyla doyuruyorsun sen? Asıl o 80 milyon seni doyuruyor, sen bunun farkında mısın? Yüzüne gözüne dursun!” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

Anadolu’yu yut edindiler. Onlar artık Kuvayi Milliye’nin, hepimizin ortak vatanına geldiler yerleştiler. Onlar bizim tarihimizin en köklü aileleridir. Onların acılarını paylaşıyoruz. Diliyoruz hiç kimse ama hiç kimse dünya coğrafyasında böyle acılar yaşamasın, sürgünler yaşanmasın. Karadeniz’de çok insan kaybedildi. Yüzlerce teknenin battığı söyleniyor. Karadeniz’de uzun süre çıkan balıkları yemediler. Ebette ki acıları unutmayacağız, bir daha aynıları yaşanmasın diye.

19 Mayıs sadece Gazi Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basması değil, bağımsızlığımızın tarihidir. Emperyalizme boyun eğmememizin tarihidir. Bağımsızlığımızın önündeki engelleri yok eden bir tarihtir.

Hepimizin ortak amacı güçlü bir demokrasiyi inşa etmektir. Aramızda TRT çalışanları var. Devletin kamu hizmeti yaptığı görevlerden birisi de TRT aracılığıyla yapılır. Dolayısıyla bizim TRT’yi siyasetçi olarak, hiçbir siyasi partiye katılmayan, haberleri doğru izlemek isteyen vatandaş, doğru haber almak ister. TRT’nin kuruluşunda da bu vardır; doğru haber almak. TRT bu görevi yaparken kendi yasası var. Anayasa var. Ne diyor; TRT haberleri doğru verecektir diye hüküm var. TRT maalesef bu görevini büyük ölçüde yitirmiş durumda. 15 Temmuz’dan sonra yaşadığımız o büyük olaydan sonra Türkiye’nin geleceği için Saray’da bir toplantı yapılmıştı. Bana düşüncelerim sorulduğunda şunu söylemiştim; yargı bağımsızlığını sağlamak zorundayız demiştim. Ve şu soruyu sormuştum; TRT ne durumda biliyor musunuz? Herkese eşit mesafede olması lazım, hiç olmadı’ dedim. 185 Temmuz’dan sonra bizi TRT’ye davet ettiler. Darbe girişimi olmasaydı belki hiç etmeyeceklerdi. Bizi davet ettiler ve röportaj yaptılar, Erdoğan dedi ki, ‘Bu olmamış.’ 20 Temmuz’da sivil darbe oldu ve TRT yine eski TRT oldu. Siyasal iktidarın kendi militanı haline getirdiği bir TRT ile karşı karşıyayız. İhtiyaç fazlası personel var diyorlar. 169 kişinin bu şekilde TRT’den uzaklaştırılması hedefleniyor. Bir taraftan Anadolu Ajansı aracılığıyla TRT’ye personel alınıyor. Gönderdiğinden daha fazlasını alıyorlar. Kimleri gönderiyorlar? Ödüllü ses ve saz sanatçıları var. Muhabirler, müfettişler, kameramanlar, spikerler var. Neden gönderiyorlar?

TRT aynı zamanda büyük ölçüde havuz medyasının sponsorluğunu yapıyor. TRT’nin iki istasyonundan a Haber’e yani Sabah’a yani o gruba ayrıcalık sağlandı. Peki, bir protokol yapılmış mı? Hayır. Hangi gerekçeyle yapılmıyor? 169 kişiyi gönderirseniz bunların hiçbiri ortaya çıkmaz. Bütün imkânları havuz medyasına aktarıyorlar. İstediğin kadar havuz medyasına çalış kardeşim, havuz medyasının ne televizyonları izleniyor, ne de gazeteleri okunuyor.

Mübarek bir aydayız. Güzelliklerin olması gereken bir aydayız. Kini öfkeyi tamamıyla yüreğimizden çıkardığımız bir aydayız. Bakınız bu ayda bile binlerce ailenin elektriği kesildi, suyu, doğalgazı kesildi. Saray’da oturanların bundan haberi var mı? O insanlar nasıl geçiniyorlar diye düşünüyorlar mı acaba?

‘Önceden bir tas çorbanın içine ekmek doğrayıp yediğim zaman doyuyordum, şimdi hiçbir şey bana aynı hazı vermiyor. Çünkü yeryüzünde aç olanlar var’ HZ. Mevlana. Saray’da oturanlar bunu biliyorlar mı? Mevlana’yı da mı bilmiyorlar. Bu toprakların mayasında Hacı Bektaşi Veliler, Mevlana’lar var. Bütün bunların tamamı bir tarafa atılmış vaziyette. Kim sorumlu bundan? Bu ülkeyi yönetenler. ‘Dış güçler sorunlu?’ Fakirin fukaranın elektriği suyu kesilsin diyen dış güçler mi? Çocuklar yatağa aç giriyor, bunu yapan dış güçlermiş! 15 Temmuz’dan sonra pek çok kişi hayatını kaybetti. Onlar için vakıf kurulacaktı, kampanyalar açtılar, 300 trilyondan fazla para toplandı. Hani vakıf kurulacaktı? Soruyorlar, 13 Mayıs 2019’da sorulara cevap veriyorlar, henüz daha kurulmadı, kurulunca biz size haber vereceğiz diyorlar. Siz şehitlerin paralarına bile göz diktiniz ya.

(Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak eleştirisi) Adam ekonomiyi bilmezi vatandaşı bilmez, fakiri fukarayı bilmez, gecekonduda yaşayanları bilmez, ekmeksiz yaşayanları bilmez. Hiçbir şey bilmez. İstihdam seferberliği toplantısı düzenlemişler. Türkiye Odalar Birliği de sanki iktidarın yan kuruluşu. Yerinde oturuyorsun, istihdam seferberliği başlattık diyorsun. ‘Cumhurbaşkanımızın da katıldığı şurada belirtildiği gibi 2,5 milyon kişiye yeni istihdam alanı yaratacağız’ dediler. Ne oldu? 1 milyondan fazla kişi işsiz kaldı.

İşsiz birisinin akşam eve gittiğinde ekmek götürememesi ne demektir? İşsiz bir anne veya babanın, çocuğunun yüzüne nasıl bakacağını Saray’da oturanlar düşünüyor mu acaba? O ailenin hangi acıları çektiğini Saray’da oturanlar biliyor mu? Çaresizlik içinde kendini yakanlar var. Biz bazen gazetelerin üçüncü sayfalarında, internet gazetelerinde görüyoruz, sonra unutuyoruz. Bir insan kendi hayatına neden son vermek ister. Son iki yılda 12 Ocak 2018 Ankara’da bir vatandaş TBMM’nin duvarı dibinde kendini yaktı. 29 Ocak 2018 Balıkesir’de iş bulamayan biri kendini yaktı. 4 Şubat 2018 Şubat, geçim sıkıntısı nedeniyle bir vatandaş kendini yaktı. 10 Şubat 2018 Antalya 44 yaşındaki engelli bir vatandaş isiz olduğunu söyleyerek kendini yaktı. İş istiyor yardım istemiyor. Hemen söyleyelim. Devletin engelli kadrolarının büyük bir bölümü boş. 21 Şubat 2019 Tekirdağ, 34 yaşında birisi kendisini tavana astıktan sonra bir not bırakıyor. ‘Ben size hakkımı helal ediyorum. Biliyorum sizi üzdüm, işsizlikten bunaldım.’ 29 Mart Gaziantep, ‘Çocukların az, iki yıldır işsizim, tazminatım bile verilmedi’ dedi. Yine Gaziantep’te eski bir hükümlü 4-5 gün önce kendini yakıyor. Annesi şöyle diyor; ‘Oğlum ortalama 5 aydır iş arıyordu. Ölen bir köpeğe bile insan üzülürken benim oğlum için bir belediye üyesi bile baş sağlığı dilemedi.’ Acaba iktidar sahipleri bunlar hakkında ne düşünüyor?

“Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: ‘Kadın ve çocukların katılımıyla işsizlik yüksek oldu’ diyor, ne zeka, ne ön görü ama!”
İşsizlik bütün toplumsal değerlerin yıkılması, ahlakın yıkılmasıdır, insanların uyuşturucu batağına sürüklenmesi, açlık, yoksulluktur, bir babanın çocuğunun yüzüne bakamamasıdır. Bunlar işsizliğin ne olduğunu biliyorlar mı acaba? İşsizlik yuva kuramamaktır. Nasıl geleceğini inşa edecek? Sosyete damat ve onun kibir abidesi kayınpederi bilmiyor bunları. Bunları haber yapmayın diyorlar,işsizlikle ilgili haber yapmayın, dile getirmeyin’ diyorlar. Sanıyorlar ki herkes Saray’daki gibi Lale Devri yaşıyor sanıyorlar. Yok öyle bir şey.

27 Kasım 2017 Ankara Ticaret Odası’nda bir toplantı yapılıyor, Erdoğan şöyle diyor; ‘Aklınıza işsizlik niye çift haneli sorusu gelebilir. 9.2 milyon yeni istihdama rağmen kadın ve çocukların katılımıyla işsizlik yüksek oldu’ diyor. Bir ekonomi dehası ne diyeceksiniz. Gençler çalışmada işsizlik olmayacak. Onlar çalışmak istemese işsizlik olmayacak diyor. Hangi zeka, hangi akıl. Biz ekonominin sorunlarını çözeceğiz diyorlar, çözemezsiniz kardeşim, o birikiminiz yok, bilginiz yok kardeşim, insan sevginiz yok, ülke sevginiz yok kardeşim. Bir yıl sonra, aynı Erdoğan yine konuşuyor, 20 Şubat 2018’de; ‘Yakında ülkemizde işsizlik değil çalışan eleman bulma sorunu yaşanacak’ diyor. Ne diyeyim ben buna arkadaşlar? Ne zeka, ne öngörü ama ya. Ve bunlar memeleketi yönetiyorlar. Yönetecek bilgi yok, vicdan lazım önce.

Devam ediyor, 2 Mart 2019, işsizliği dile getiriyoruz rahatsız oluyor beyefendi. ‘Şimdi de işsizliği dile doladılar.Biz rekor kırdık, iş gücüne katılım oranı fevkalade yükseldi’ Bir yılda bir milyondan fazla kişi işsiz kalmış, fabrikalar kapanmış, beyefendi diyor ki, şimdi de işsizliği dile doladılar. Ne yapalım, işsizin derdini dile getirmeyeceğiz de Saray’ı mı anlatacağız. Tek adam rejiminin ülkeyi bu hale getirdiğini anlatmayacak mıyız? Allah akıl fikir versin. Çözmeleri için devlette planlama lazım, ekonominin nereden gelip nereye gittiğini iyi bilmeleri, dünya siyasetini iyi okumaları lazım. Bunları yapıyorlar mı? Hiçbirini yapmıyorlar. Ne için işsizlik patladı? Daha arkası gelecek, yüz binlerce insan işsiz kalacak. Çünkü Türkiye üretimden koparıldı.

“Ekonomide çözülmeyecek sorun yok”

Çiftçi o da perişan. Orada da binlerce çifti artık üretmiyor, zarar üretiyor. Nereye gidiyor? Büyük kentlerin varoşlarına gidiyor. Arkadaşlarım sorunu nasıl çözeceklerini de bilmiyorlar. Danışsalar, oturup konuşsalar bu sorun da çözülür. Ekonomide çözülmeyecek sorun yok. İstişare yapmıyorlar ki. Sorunu çözmek için önce sorunu yaşayanlarla konuşman lazım. Ekonomik ve Sosyal Konsey’in üç ayda bir toplanması lazım. En son toplandığı tarih nedir; 5 Şubat 2009. 10 yıldır toplanmıyor.

Beyefendi eleştiriye tahammül edemiyor. Daha acısı ülkenin bir kalkınma planı yok. Bunların sayesinde kalkınma planı olmayan bir ülkeyiz. Uyarı yapanlar var mı? Var. Ülkede üretim yapanlardan biri d TÜSİAT, gönül isterlerdi ki bunu Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Odası yapsın. Koltuğunda oturup bir şey söylersem bana kızarlar mı diye düşünürsen çözüm bulamazsın.

Erdoğan’a: Kimin hesabını soruyorsun sen, yaptığın yönetim beceriksizliğinin hesabını mı soracaksın!

‘Ekonomideki sıkıntıları aşmak için önce yönetimdeki sıkıntıları aşmamız gerekir.’ Yani bu yönetim tarzı doğru değil diyor. 2007’den bu yana 14 kez sandık kuruldu, iptal edilen İstanbul seçimlerini de dahil edersek 15’e çıkıyor. Şimdi bu açıklamalar yapılıyor. Nerede TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi’nde yapılıyor. Kim rahatsız oluyor bundan? Normalde devleti yöneten kişi, bu eleştirilere kulak kabartır. Bunların haklılık yapı var mıdır diye. Tamam TOBB’u KESK’i de susturuyorum, o da duruyor orada. Ziraat Odaları Başkanı’nın hakkını yemeyelim o konuşuyor. Konuşmaya, bir şeyler söylemeye çalışıyor. Çiftçinin derdini anlatmaya çalışıyor. O da herhalde yakında Erdoğan’dan bir şeyler yiyecek. Öyle anlaşılıyor. Bunu söyleyeni dinlemesi gereken kişi bakın ne diyor; ‘Ben sizin 17 yıl önceki durumunu da biliyorum.’ E gayet açık, bütün devletin kayıtları senin elinin altında. ‘Bugünkü durumunuzu da biliyorum.’ E doğru. ‘Yeri gelirse bunları da teşhir ederim.’ Edersen eti ne olacak yani. Bunlar zaten vergi veren, işçi çalıştıran insanlar. Kayıt dışı da yok. ‘Ama şunu bilin ki bunun hesabını sormasını da bilirim.’ Beni eleştiriyorsun, hesabını sormasını da bilirim. Kimin hesabını soruyorsun sen, yaptığın yönetim beceriksizliğinin hesabını mı soracaksın? Millete yaptığın yönetimin bu millete kaça mal olduğunu görmüyor musun? 8 milyon işsiz bekliyor. Havuz medyası günün 24 saatinde sana övgüler düzüyor ama kimse dinlemiyor, görmüyor musun? Devletin temeline dinamit koydun. Hakimler senin istediğin gibi karar verse bile o karaların itibarlarının olmadığını, o hakimlerin hakim olmadığını görmüyor musun? Tehdit ediyor bir de. Kibir abidesi dediğim zaman bazı çevreler, yahu bu kadar da sert eleştiri olur mu demişler. Bunu inanarak demiştim. Kibir abidesi demek ‘her şey benden çıkar anlamına, ben olmazsam olmaz’ anlamına gelir. Allah kimseyi kibirli yapmasın.

Erdoğan’:”Kimin parasıyla doyuruyorsun sen? Senin rüyanda görmediğin maaşı veriyorlar sana”

Devleti yönetenlerin bütün insanlara saygı göstermesi gerekir. 16 Mayıs’ta demiş, dikkat buyurun; ‘Herkesin midesini doyurduk ama neticede durum böyle. Karnını doyuruyorsunuz, her türlü ihtiyacını karşılıyorsunuz, yine de oy vermiyorlar.’ E millet akıllı kardeşim. Niye sana oy versin? İşsizliğe bakıyor, bunu yaratan kim? Yönetenler. Dış politikaya bakıyor, sıkışmış, çiftçinin haline bakıyor, işsiz kendisini yakıyor, buna da bakıyor. kimin parasıyla kimi doyuruyorsun? Asıl soru bu. Kendi cebinden mi veriyorsun o parayı. 80 milyondan topladığın paralarla sosyal yardım yapıyorsun, sonra da ‘Ben seni doyurdum’ diyorsun. Bunun adı kibir değil de nedir? Benden vergi alacaksın, kefen bezi alırken, otobüse binerken vergi alacaksın, su içerken, bulaşık yıkarken vergi alacaksın, aldığın vergiyle fakire fukaraya beş on kuruş vereceksin. Kimin parasıyla doyuruyorsun sen? Kimin parasıyla doyuruyorsun?Asıl o 80 milyon seni doyuruyor, sen bunun farkında mısın? Dönüp kendine bir baktın mı? Sevgili kibir abidesi! Yazlık sarayın var, sana o sarayı kim aldı. Uçan sarayın var, onu sana kim aldı. Bu 80 milyon fakir fukara aldı. Onlar senin karnını doyurdu. Senin rüyanda görmediğin maaşı veriyorlar sana. Uçak masrafını, mutfak masrafını karşılıyorlar. Bütün o korumaların parasını karşılıyorlar. Sen kalkmış kibrinle, sizin karnınızı doyuruyorum diyorsun. Yüzüne gözüne dursun be kardeşim. 80 milyon sana çalışıyor. Saray’da nasıl besleniyorsun, o efulilerin parasını kim ödüyor? O işsiz kalan kişi dolmuşa bindiği zaman vergi veriyor. Bir de kalkmış bunların karnını doyuruyoruz, oy vermiyorlar diyorsun. Sen o oyların hiçbirini helal etmiyorsun.

“Vergi ödememek Man Adası’nda 1 sterlinlik şirket kurdular”

Bakınız, bu ülkenin fakiri fukarası vergi öder bu beyler, vergi ödememek için gittiler Man Adası’nda 1 sterlinlik şirket kurdular. Mal verdiler oraya, Türkiye’ye getirdikleri milyonlarda dolar üzerinden bir kuruş dahi vergi vermediler. Siz en son konuşacak adamsınız. Milletin karnını doyuruyormuş. Çocuğunu yatağa aç yatıran kadın vergi veriyor, sen milyonlarca dolarlık yatırım yapıyorsun, beş kuruş vergi vermiyorsun.

Binali Bey meselesine girmek istemiyorum. Onu Allah’a havale ediyorum. Niye biliyor musunuz? Yolunu yordamını şaşırmış. Onlar ne kadar eski varsa çıkardılar, biz ne kadar yeni varsa çıkardık. Biz genç pırıl pırıl idealleri olan insanları çıkardık.”